Honda CRF 250 Rally İle Gezi

0
362 okunma

Arkadaşlar merhaba.

Ankarada ikamet ediyorsunuz ve kendinize Honda marka sıfır km bir araç almayı düşünüyorsunuz. Modele de karar kıldınız ve kapora yatırıp aracınızın siparişini veriyorsunuz. Plaka ve ruhsat işlemleri tamamlanınca siz gidip aracınızı teslim alıp evinize geliyorsunuz. Bu süreç, yani bayiiden aracınızı teslim alıp eve gelmeniz ne kadar surer? Ankarada 2 adet Honda bayii var ve evime birisi 14 diğeri 19 km uzaklıkta. Yerimde olsaydınız hangisini tercih ederdiniz?

Ben anlatayım: alacağınız araç 4 tekerli olanlardan ise, süreç genelde şehrinizdeki ya da yakın illerdeki bayiilerin hangisinin size daha fazla indirim yapacağı, daha fazla aksesuarı hediye edeceği tarzda dünyevi işlerle alakalı olarak gelişiyor eğer şehrinizdeki iki bayiiye de mentalite olarak eşit mesafedeyseniz (=herhangi bir gerekçeyle birisine karşı mesafeli değilseniz). Oysa alacağınız araç benim şimdi yazacağım gibi 2 tekerlekli ise son iki yıldır tecrübe ettiğim gibi senaryo değişiyor. “Ne yapsam da motosikletimi teslim alınca eve, rotayı biraz esneterek, dolaşarak, yolu uzatarak gelsem” planları yapıyorsunuz. Bu kısımdan itibaren 2017 ilkbaharındaki araç, yani motosiklet alım tecrübemi okuyor olacaksınız.

Honda CRF250 Rally motosikletimi Balıkesir Honda motosiklet bayii MNR Honda’dan satın aldım. Satış temsilcisi Eda Hanım’ın bu süreçte çok yardımı ve yönlendirmesi oldu. Balıkesir’i seçerken zaten Burhaniye’li olduğum için bu vesileyle annemi de görmüş, hatta kendisine sürpriz yapmış olurum diye düşündüm. Peki Ankara’dan Balıkesir’e motosikleti teslim almaya hangi taşıtla ve hangi güzergah üzerinden gidilir? Galiba sadece otobüsle zira tren seferleri 3 yıldır iptal. Direkt uçuş da Bursa ya da İzmir’e var. Peki ben ne yaptım? Bu kısmı da biraz esnetip 28 Nisan 2017 Cuma sabah 06:35 uçağı ile Sabiha Gökçen’e uçtum. Artık inmeye yakınken uçaktan çektiğim bir foto. Galiba Adalar civarı

sker arkadaşım, çok sevdiğim dostum, kendisinin de motosiklet alması konusunda bolca gaz verdiğim ve hatta sadece gaz vermekle kalmayıp aynı zamanda konu altında fotolarda da görebileceğiniz ilk ve eski NC750X motorumu da sattığım adaşım Haluk beni havaalanında eski motorumla karşıladı. Yanımda götürdüğüm kask ve korumalarımı giydim ve saat 08:00 gibi Eskihisar’a doğru yol almaya başladık. O güzergahta ben artçı oldum, Haluk sürdü motoru. Vapura bindik ve çay simit peynir üçlemesiye, denize ve ön sırada park etmiş motorlarımıza nazır kahvaltımızı yaptık. Bir de Kawasaki VN800 cruiser motorlu Tuğrul arkadaşımızla tanıştık vapurda. Bu satırları okuyorsa kendisine de selam ederim bu vesileyle. Karşıya geçtikten sonra motoru ben kullandım ve Bursa çevre yolu çıkışında yakıt aldıktan sonra Susurluk Yasa tesislerinde tost + ayran + çi börek şeklinde gıda ikmalimizi yaptık. Tuğrul da bize katıldı hatta.Oradan da Balıkesir’e kadar daha sürüp öğlen 1 civarı MNR Honda bayii’ne geldik. Motorun aküsü, plakası, aynaları takıldı ve son kontroller yapılıp saat 2 civarı motorumu teslim aldık.

Devamında Burhaniye’ye yaklaşık 90 km’lik bir güzergahımız vardı ve bunun ilk 40 km civarında usturuplu bir şekilde İvrindi ilçesine kadar sürdük önlü arkalı. Buradan rotayı biraz değiştirdim ve İvrindi içinden Bergama güzergahına sürdük motorları. Süper virajlı ve inişli çıkışlı köy yollarından yaklaşık 70 km sürerek, Bergama’ya ulaştık. Yolda yanılmıyorsam İvrindi baraj göleti kenarında foto çektik.

Yolda 3-5 kez daha durup bu güzergahın ne kadar keyifli olduğunun kritiğini yaptık, bir ara motorları değiştik falan. Bergamadan da Dikilideki yazlığımıza bir uğradık. Ankaradan telefonla ulaştığımız ve anlaşıp ona gore ödeme yapıyor olduğumuz bir bahçıvan’ın bahçemizde büyümüş olan çimleri biçmediğini ve bahçeye bakım yapmadığını da yerinde tespit edip belgeledik.

radan da Burhaniye’ye sürüp Ören’de gün batımı civarında kumsala ve uzaklarda Midilli adası üzerinden batmakta olan güneşe baktık.

Bu da netten bulduğum bir foto. Üsteki foto Edremit Körfezinden Soros Körfezi tarafına doğru bir açıyla çekilmişken bu foto aynı noktadan hafif güneye, Ayvalık tarafına doğru çekilmiş.

Sonra anneme sürpriz yaptık ve evde yemeğimizi yiyip bu sefer de yat limanı tarafına, İskele mahallesine gidip deniz kenarı bir çay bahçesinde kumların üstündeki bir masada denize birkaç metre mesafede çayımızı içtik. Sessizlik çok güzel geldi. Sonra eve döndük ve biraz daha sohbet muhabbeti takiben yattık kalktık ve sabah da süper bir kahvaltıdan sonra rotamızı Bozcaada olarak belirleyip, saat 12:00 vapuruna yetişmek üzere saat 09:30 gibi evden çıktık. Normalde Edremit – Ayvacık – Ezine – Geyikli olan 130 km ve 2 saat civarındaki rotayı da motorla gidiyoruz ya, biraz esnettim tabii ki.

Burhaniye’den standart yolu kullanmak yerine yol ve kanalizasyon çalışmaları yüzünden araç trafiğine kapalı durumda olan sahil yolundan gittik. Peki bu yolun kapalı olduğunu biliyor muydum? Tabii ki hayır.Bunu farkettiğimde gerisin geri dönüp standart havaalanı – Edremit yolundan mı gittik? Tabii ki hayır.Toz toprak, bariyer, kum yığını falan dinlemeyip engebeleri ve engelleri aşarak Akçay sahil siteleri tarafından Akçay merkezde de bir tur atarak ana yola çıktık. Oradan da Altınoluk Küçükkuyu üzerinden Ayvacık virajlarına tırmanmaya başladık. Bir yandan solumuzda kalan müthiş manzarayı içimize çekerek kamyon trafiğine takılmış araçların bize gıptayla baktıklarını da görerek virajları bitirdik. Benim güzergahı esnetme girişimlerim son buldu mu peki?Tabii ki hayır. Saate baktım ve 12:00 vapurunun kalkışına 1 saat 15 dk falan var. Koştur koştur zaten ucu ucuna yetişeceğiz diye düşündüm ve geri döndüm ve adaşıma da beni takip etmesini söyledim ve biraz once çıktığımız virajları gerisin geriye indik, Edremit körfezi ve Midilli adası manzarasını bu kez sağımıza alarak

Tabii biraz önce yanlarından geçtiğimiz araçları bu kez karşı istikatten bir kez daha selamladık.
Küçükkuyu girişinde yol sağ tarafa, Assos istikametine döner, vurduk biz de motorları o yola. Zeytinliklerin arasından, bazen sol tarafımız denize sıfır, bazen küçük tesislerle dolu derken Assos oteller bölgesini de geçip Assos’a geldik.

Orada bir dondurma ve fotoğraf molasından sonra yine sahil güzergahını takip ederek Kuruoba – Koyunevi – Gülpınar köyleri üzerinden çok keyifli bir rota çizerek Geyikli’ye vardık. Rotamız üzerinde şöyle manzaralar vardı

Kısa bir Geyikli turu attıktan sonra iskeleye yöneldik. Bu arada sabah Burhaniye’den yola çıkarken aklımda 12:00 vapuruna yetişmek vardı ya, biz 15:00 vapurunu neredeyse ucu ucuna yakaladık desem çok abartmış olmam. Bir de önümüzde yaklaşık 2 kilometrelik bir araç kuyruğu vardı ve biz Bozcaadaya yaya olarak giden yolcuları götüren minibusler için ayrılmış şeritten tüm araç trafiğini by pass ederek en öne geçtik.Vapura da VFR 800’cü diğer bir motorcu arkadaşla birlikte ilk bindik. Bu kısım ekstradan çok keyifliydi.

Yanımıza parkeden beyaz aracın sürücüsüne feribot kuyruğunu sorduğumda yaklaşık 1.5 saattir kuyrukta olduğunu belirtti. Bu arada merak edenler için yazayım, 15:00 vapuruna binemeyen bir sürü araç oldu haliyle. Motosikletin gözünü seveyim.
Bozcaadaya indikten sonra hızlı şekilde Ayazma plajına sürdük. Orada enfes bir salata, deniz börülcesi ve karides güveç eşliğinde balıklarımızı yedik Koreli Restoranda.

Sonra gece konaklama işini konuştuk. Malum 1 Mayıs Pazartesi de tatil olarak eklenince bahar ayları okul gezilerinin en gözde güzergahlarından birisi oluyor Çanakkale. Bunu bildiğimiz halde, ertesi sabah şehitlikleri de gezip Tekirdağ üzerinden Silivri’ye Halukların yazlığına geze geze gitmeye vakit kalsın diye Bozcaadada değil de Çanakkale’de konaklamaya karar verdik ve 19:00 vapuru ile karşıya geçtik. Tabii vapura binmeden önce Bozcaadayı tümden turlamamak olmazdı.
Liman tarafından bu sefer adayı soldan sağa olacak şekilde tümden turladık. Özellikle o kısımda bulunan koylardaki virajlar, iniş çıkışlar ve ne kadar güzel bir yerde olduğunuzu ve motor sürdüğünüzü içinize çektiğiniz muhteşem dağ kekiği kokularıyla size hatırlatan tertemiz havasıyla turun en keyifli rotalarından birisi oldu. Motora binmekten foto çekimi falan hak getire tabii. Ve tabii ki yine ucu ucuna yetiştiğimiz ve haliyle de ilk sırada bindiğimiz vapurdan sonra Geyikli Çanakkale güzergahının yaklaşık ilk 30 kilometresindeki virajlı yolda motorumun dişli lastiklerindeki kalan bıyıkları eritecek şekilde motoru virajlarda yatırarak çok keyifle sürdüm moturumu. Tabii bütün eşyalar Haluk’un NC’de olduğu için ben rahat rahat tüysiklet kategorisinde sürerken o özellikle virajlarda çok daha efendi sürmek durumunda kaldı ve hatta sonradan söylediğine göre o kısımda bana yetişmekte zorlanmış. Neyse, Kepez kısmından şehre girdik ve Çanakkale merkezde otel aramaya başladık saat akşam 8 civarı. Yaklaşık 5-6 yere sorduk ve yer olmadığını ve o gece yer bulmamızın neredeyse imkansız olduğunu da tescilletmiş olduk. Baktım böyle olmayacak, Eceabat tarafına geçip orada konaklayalım bari dedim. Planın ilk kısmı işe yaradı tabii ve kolayca (= en önden ) karşıya geçtik. Planın ikinci kısmı ise tutmadı tabii ve Eceabat tarafında da yer bulamadık. 3-5 yere sorduk ve tabii internetten telefonunu bulup da sorduklarımız oldu tıpkı Çanakkalede olduğu gibi. Sonuç hüsran tabii. Tekrar konuştuk adaşım ile ve bu 3 günlük tatilden dolayı artık o tarafta yer bulamayacağımıza ikna ettim kendisini ki zaten çok da fazla alternatifimiz yoktu gecenin o saatinde. Benzinimin yaklaşık 40 km falan götüreceğini hesaplıyorum bu arada ve Haluk da NC’nin yakıtının azaldığını, ikazın yanıp sönmeye başladığını söyledi. Ona da bir hesap yaptım ve yaklaşık 35 km ötedeki Gelibolu’ya sürmeye karar verdik. Saat de gece 11 buçuk falan. Neyse, yaklaşık yarım saatlik bir sürüşten sonra elinde bir miktar birikimi olup da yatırım yapmayı düşünen arkadaşlara bir fikir verebilecek konuma geldim. Eceabat ile Gelibolu arası 35 km değilmiş öncelikle.
40 km’lik güzergahta yolun sağ tarafında hiç bir benzinlik yok arkadaşlar. Oraya benzinlik açarsanız voliyi vurursunuz kesin. Benim benzinim de az olduğu için gecenin bir vakti yolda kalmayayım diye sürüş ve oturuş pozisyonumu da biraz modifiye etmek durumunda kaldım. Totoyu iyice geriye veriyorsunuz, süper spor sürercesine motorun üzerine yatıyorsunuz ve küçük ön camın ardına sığınıp minimum rüzgar direnci yaratacak şekilde sürüyorsunuz. Arkadaşınız sağ salim sizin peşinizden geliyor mu diye de arada iki aynayı da kontrol ediyorsunuz. Güzergah boyunca 5-6 km’de bir ayna kontrolü yaptım ve bir sorun yoktu ama nihayet uzaktan Gelibolu ışıklarını görülürken yolun karşı tarafında bir Shell istasyonu gördüm ve motorda normal oturuş pozisyonuna döndüm ve istasyonun tam karşısında durdum. Tabii o zaman farkettim aynada arkamdan gelen bir motora ait ışık olmadığını.
Saat gece 12’yi geçmiş, son 30 küsur km boyunca toplamda 5-6 aracın ancak geçtiği duble yolda geri döndüm hemen ve yaklaşık 150 mt geride benim eski NC’yi ve yanında adaşım Haluk’u gördüm. Yakıt iyice azalıp motor teklemeye başlayınca hemen normal selektör, led sis farı selektör, led çakar mod selektör, korna vb tüm görsel ve işitsel yollardan bana haber vermeye çalışmış ama ben neredeyse motorla bütünleşmiş ve hatta hint fakiri gibi tahtamsı sele üzerinde uzanırken sırayla tek gözümü dinlendirme aktivitelerim yüzünden görsel uyarıların hiçbirisini tespit edememişim. İşitsel olanlar zaten klasman dışı.

Yola devam ediyoruz Sağımızda Marmara denizi kalacak şekilde biraz Şarköy içinden sürdük. Arnavut kaldırımlı sokakları çok bakımlıydı cidden. Yürüyüş yolu falan da güzel düşünülmüştü. Neyse, istikamet Silivri olarak yola çıktık. Sağ tarafımızda Marmara denizi, hava süper, yol tam benim rally için ideal- pütürlü ve pürüzlü ve bazı yerlerde çukurlarla ve yamalarla bezeli asfalt, sık sık köylerin içinden geçiş, küçük virajlar falan.

Meşhuuuur Uçmakdere burasıymış. Galiba yamaç paraşütü de yapılıyormuş. O gün hava çok rüzgarlı olduğu için pek ihtimal vermemiştim ama birkaç kamikaze de gördüm havada. Fotoğraflarını çekemedim artık. Motosikletle ilgilenen çoğu kişi gibi adını çok duyduğum Uçmakderede ne olduğunu, İstanbul ve Trakya dışındaki şehir ve bölgelerde ikamet eden çoğu motorcu gibi bilmiyordum tabii ve bundan dolayı da çok bir beklentim de yoktu açıkçası. Ya da birkaç gündür yollardayız ve takip ettiğimiz güzergah bizi şımartmamış desem de yalan olmaz tabii. Neyse, standart ve şirin bir köyden geçtik işte. Köyün içinden geçen derenin boyu istikametinde yorgunluk atabileceğiniz, gözleme çay türü şeyler yiyip içebileceğiniz yerler de vardır sanırım. Sonra yol biraz daha tırmanmaya başladı ve ülkemizde son dönemlerde görmediğim bir kalitede bir asfaltta sürmeye başladık. Hem tırmanıyoruz, hem de sağlı sollu ve devamlı virajlara girip çıkıyoruz. Şundan bahsediyorum

Asfalt kalitesi kadar, virajlardaki yolun eğimi de çok iyi olunca ben motoru iyice yatırdım. Hatta bir ara Haluk aynada görünmez oldu. 10 yıl kadar önce otomobille geçme şansı yakaladığım Stelvio geçidi tadında bir güzergahtı. Yolun verdiği güvenden ben iyice tempoyu arttırdım ve 21’ ön lastik kendisinden hiç beklenmeyecek itaatkarlıkla yön değiştiriyor falan. Bu arada karşıdan bir sürü motorcu da geliyor. Hepsiyle selamlaşmaya çalıştım ve çoğu da selamımı alıp karşılık verdi. İçimden tam “oğlum Aluk, sen iyice kıvama gelmişsin artık, Onda GS3 eğitimine + diğer akimiyet eğitimlerine yazılabilirsin ve atta yazılmalısın bea” derken yanımdan marka ve model tespiti dahi yapamadığım ve hatta plakalarını dahi okuma fırsatı yakalayamadığım şekilde hızla geçen ve ufuktaki virajı da neredeyse hız kesmeden ve diz koyarak dönen ve ortadan kaybolan naked(=bak bunu tespit ettim ama
) birkaç motorla birlikte ülyalardan ayılıp kendime geldim. Sonra başka motorlar da geçip gitti yanımdan aynı şekilde. “Onlar da bozuk yollarda sana ve senin motoruna gıpta ediyorlardır nasılsa” deyip erkesin kendi çöplüğünde öttüğüne bir kez daha kanaat getirerek kendimi avuttum.
Çok maceralı ve keyifli geçen turumuza devam ediyordum. Neyse, o şekilde virajları bitirdik.

Turumuz sırasında en keyif aldığım güzergahların başında geliyor bu kısım. Devamında Tekirdağ üzerinden Silivriye, Haluk’ların yazlığına vardık. Süper bir yemek hazırlanmıştı ve hepsini yiyip yuttuktan sonra birkaç saat birlikte zaman geçirdik. Normalde Pazar gecesini Haluk’ların İstanbul Kağıthanedeki evinde geçirmeyi planlıyordum ama motorla 4 günlük kaçamak planımın son günü olan Pazartesi rotamda son bir esnetmeye yer verebilmek adına o gece gidebildiğim kadar yol alayım diye Haluk ve sevgili ailesinden izin istedim. Bu arada Haluk da motorlarımızı mis gibi yıkamıştı. Akşama doğru yola koyuldum. Otoban girişinden bir girdim ve yol beni İstanbul çıkışı Mehmetçik tesislerine kadar götürdü. Tabii arada iyice soğuyan havadan dolayı içime polar ve dışıma rüzgarlığımı giymek için 2 küçük mola verdim. Mehmetçik tesislerinde birşeyler atıştırıp üstüne kahvemi de içince tekrardan yola koyuldum. Hedefim Adapazarına kadar gelip orada gecelemekti ve saat 23:00 sularında planın bu ayağını gerçekleştirmek üzereydim. Otobandan çıkıp şehir merkezine doğru girişte bir kuruyemiş dükkanının önünde oturan birkaç kişiye öğretmen evini sordum. Yaşlıca bir amca şehirde her tarafın kazıldığını, bu yüzden önce şuraya git, sonra buraya dön, oradan şuraya dönmeyip düz git ve sonra da buraya dön şekliyle yaklaşık 15 basamaklı bir tarifte bulundu. Dinlerken hepsini anladım ama yolun yaklaşık kaç km olduğunu sordum kendisine ve cevabı da alınca kısa süreli hafızamın kapasitesinin düşük ve ömrünün de ciddi kısa olduğuna kanaat getirdim zira amcanın dediklerinden aklımda sadece Kentpark ve demiryolu geçidi kalmıştı.Amcaya bana bu mekanın yön olarak ne tarafta kaldığını eliyle göstermesini söyledim ve onun el hareketi üzerine o yöne doğru harekete geçtim. Kazılmış olduğu için trafiğe kapalı yollardan geçebilmek çok keyifliydi. Yaklaşık yarım saat sonra ve 2 kişiye daha yol sormuş olarak, gece için hiç yer olmadığı cevabını alacağım öğretmen evinin merdivenlerini çıkıyordum. Daha 10-15 otel-motel pansiyon dolaşıp hepsinden de red cevabı almaya enerji ve moral olarak hazırlıklıydım zira bir gece önceki maceramızdan sonra “ohoooo, daha bu ne ki?” der gibi bıyık altından gülümsemeyle birlikte kendine güven patlaması yaşıyordum galiba. Neyse, motora tekrar binmeden şehirdeki otellerin olduğu yönü göstermesini istedim başka bir kişiden ve talimatı takip edip bir sağ, bir sol, bir alt, bir üst sokak falan deyip hedefe ulaştım. Caddede bir sürü otel vardı. İlk bulduğum otelin kaldırımı önüne motoru bırakıp kapıdaki görevliye boş oda olup olmadığını sordum üstümdeki robokop kıyafetlerimle. Olumlu cevap alınca biraz afallamadım değil ama hemen kendimi toplayıp motorumu koyabileceğim bir yerleri olup olmadığını da sordum. Motorumu da lobiye alabileceğini söyleyince (!!!) “isterseniz odamızı bir görün” kısmını duymazdan gelerek kimliğimi uzatıp ödemeyi yaptım ve odama çıktım. Saat de gece yarısını geçmişti artık.

Kaç kişi kaldığı otelin lobisinin içine arabasını koymuştur varın siz hesaplayın artık.
Güzel bir uyku çektikten sonra da sabah duşumu ve kahvaltımı yapıp saat 9 gibi otelden ve Adapazarından ayrıldım. Günlerden artık 1 Mayıs Pazartesi olmuştu ve o günkü Ankaraya dönüş yolunu, 1 hafta kadar önce kafamda tasarladığım şekilde esneterek hayata geçirmeye çalışıyordum. Rotamı Ankara tarafına değil de güneye, Geyve tarafına doğru çevirdim. Dibine kadar geldiğim Bilecik merkeze de uğramadan olmazdı tabii.

Bilecik şehiriçinde de bir tur attıktan sonra Bozüyükte Köfteci Yusufta mola verdim. Ankaraya dönüşü esnetme planımda Kütahyada bir arkadaşımı görmek vardı. Bir kaç saat sonra Kütahya’ya vardım ve sevgili arkadaşım Kadir ile buluştuk. Sonra aramıza super hoşsohbet İsmail abimiz de katıldı.

Sonuç
Hem özetlemek, hem de ayrıntıya girmek nasıl olurmuş burada da onu göstermeye çalışacağım:

1. 27 Nisan Perşembe gecesi 11:30’da yattım ve sabah 03:30’da kalktım. 4 saat uykudan sonra 28 Nisan Cuma sabahı 06:35 uçağı ile Sabiha Gökçen’e uçtum. Orada adaşım Haluk beni benim 3 yıl kadar önce kendisine satmış olduğum eski motosikletim NC750X ile karşıladı. Bunlar da ayrıntılar:

1. Sabiha Gökçen – Eskihisar iskele = 28 km
2. Topçular iskele – Gemlik = 38 km
3. Gemlik – Susurluk = 135 km
4. Susurluk – Balıkesir = 48 km
5. Balıkesir – İvrindi = 38 km
6. İvrindi – Bergama = 77 km köy yolu
7. Bergama – Dikili = 29 km
8. Dikili – Burhaniye = 67 km

İlk gün toplam yapılan yol= 460 km
İlk gün motor üstünde geçen yaklaşık sure 13 saat.

2. 28 Nisan cuma gecesi Burhaniye’de annemde kaldık ve sohbet muhabbet üstüne gece 1 gibi yatıp sabah 8 gibi kalktık. 7 saatlik bir uyku üstüne 29 Nisan Cumartesi günü sabah 9:30 gibi yola koyulduk ve ertesi sabah 03:00 gibi Tekirdağ Şarköy’e vardık.
1. Burhaniye – Ayvacık = 65 km
2. Ayvacık – Küçükkuyu geri dönüş = 25 km
3. Küçükkuyu – Behramkale = 26 km köy yolu
4. Behramkale – Gülpınar = 26 km köy yolu
5. Gülpınar – Geyikli = 54 km köy yolu
6. Bozcaada yarım tur + tam tur = 25 + 35 km = 60 km ada yolu
7. Geyikli – Çanakkale = 70 km (25km’si köy yolu ve birkaç kez Kepez – Çanakkale gidiş geliş de dahil.)
8. Eceabat – Gelibolu = 44 km
9. Gelibolu – Bolayır – Gelibolu (hem de dolaşmalı = 52 km köy yolu bile değil
10. Gelibolu – Şarköy = 56 km köy yolumsu

İkinci gün toplam yapılan yol = 478 km
İkinci gün motor üstünde geçen yaklaşık süre = 15 saat.

3. Şarköy’de yaklaşık 4 saatlik bir uyku üstüne 3. gün, yani 30 Nisan pazar günü ise:
1. Şarköy – Uçmakdere = 32 km tamamen köy yolu
2. Uçmakdere – Silivri = 106 km ama son kısmı hariç bol virajlı, iniş çıkışlı, Stelvio geçidiyle yarışır güzellikte enfes bir sürüş yolu
3. Silivri – Adapazarı = 250 km’lik sıkıcı otoban

Üçüncü gün toplam yapılan yol = 388 km
Üçüncü gün motor üstünde geçen yaklaşık süre = 12 saat

4. Adapazarında çekilen yaklaşık 6 saatlik bir uykunun üstüne,
1. Adapazarı – Bilecik = 116 km
2. Bilecik – Bozüyük = 35 km
3. Bozüyük – Kütahya = 79 km
4. Kütahya – Eskişehir = 78 km
5. Eskişehir – Ankara = 233 km

Gezinin bu son günü yapılan toplam km = 541 km
Dördüncü ve son gün motor üstünde geçen yaklaşık süre = 10 saat

4 günlük kaçamakta yapılan toplam km = 460 + 478 +388 + 541 = 1867 km
4 günlük kaçamakta toto ile selenin toplam temas süresi = yaklaşık 50 saat.
4 günlük kaçamak süresince toplam uyku süresi = yaklaşık 22 saat.

904 total views, 0 views today

Kendi profilinizden yorum yazabilirsiniz...

comments